EKONOMİK KALKINMA STRATEJİLERİ (çeviri)

PLAN

A.EKONOMİK KALKINMA STRATEJİSİ

A.1 DENGELİ BÜYÜME STRATEJİSİ

A.2 DENGESİZ BÜYÜME STRATEJİSİ

A.3 İKİLİ BİR EKONOMİNİN KALKINMA STRATEJİSİ

 

EKONOMİK KALKINMA STRATEJİLERİ

A. EKONOMİK KALKINMA STRATEJİSİ

           Bu kavramlar farklı anlamlar içerirken, ekonomik büyüme ve kalkınma arasında ayrım yapmak için bazı çabalar olmuştur. Ekonomik büyüme genellikle, ekonomik faaliyetlerin bir sonucu olarak, ekonomide mal ve hizmetlerin artan üretimine işaret eder. O, bilinen şekilde, artan bir GSYİH değeri tarafından yansıtılmış olan, nüfusun artan gelir ve üretimi tarafından karakterize edilir. Bu niceliksel ve ampirik olarak ölçülebilir. Diğer yandan, ekonomik kalkınma, salt ekonomik çıktı büyümesinin ifade ettiğinden daha geniş bir anlama sahiptir. Ekonomik kalkınma kavramı, kalkınma hedefiyle uyumlu pek çok arzulanan kriteri taşıyan ekonomik büyüme düşüncesiyle birleşir (Djoyohadikumuso, 1994. pp. 1-2). Bu ayrıma karşın, ekonomik büyümenin ekonomik kalkınma için çok önemli kriterlerden biri olduğu konusunda ortak bir uzlaşı vardır. Genellikle bu ek kriter, kişi başına gelire katkıyı, istihdam kaynaklarını, gelir dağılımını, dış gelirleri, bölgesel kalkınmayı, çevresel korumayı ve ekonomideki yapısal değişimi içerir. Bu hem niceliksel hem de niteliksel olarak açıklanabilir. Ayrıca, ekonomik kalkınma kavramı daha modern ve çeşitlendirilmiş bir ekonomiye yol açan ekonomik yapının dönüşümüyle ilişki de kurar.

            İlkesel olarak, bir kalkınma programı, yatırımların optimal bileşimi, teknolojik ve kurumsal değişmeler ve ulaşılan kalkınma amaçlarındaki diğer ölçüler yüzünden, GOÜ’lerin karşılaştığı sorunlara çözüm bulmada başarılı olmalıdır. Bununla birlikte, kalkınma programının başarısı yüksek düzeyde, mevcut ekonomik yapı, kaynakların elverişliliği ve ülkenin ekonomik kalkınma düzeyine bağlıdır. Geleneksel bir toplumda, en önemli çaba, daha fazla büyüme için kurumsal ihtiyaçların bir kısmını sağlamak amacıyla tarımsal üretim, katma değer ve gelirde bir başlangıç artışına yol açma olabilir. Ekonomi büyürken daha fazla çeşitlenirken, alternatiflerin daha geniş bir seçimi dikkate alınmak zorundadır ve farklı sektörler için (düzenlenen) kalkınma planlarının uyumu daha önemli olur.

             (Chenery And Clark, 1965, p.28)’e göre kalkınma programları genellikle, mevcut kaynakların tahsisinin gerçekleştirilmesi amacıyla, hem nicel hem de nitel olarak vurgulanabilen, tanzim edilmiş hedef ve amaçları kapsar. Sayısal amaçlar, tüm ekonominin büyümesi, kişi başına gelir, sektörel büyüme, tasarruf ve yatırımlar ve dış gelirlerin  düzeyindeki bir artıştan oluşabilir. Bilinen sayısal amaçlar, yeterli yeni istihdam fırsatlarının, daha yüksek bir insan kaynakları kalitesinin, daha adil bir gelir dağılımının, bölgesel kalkınma farklılıklarının azaltılmasının ve çevresel korumanın başarılmasını içerir (Addicks and Bunning, 1979, pp.17-18). Bu amaçlar ekonomik kalkınma meselesinde yoğun hedeflere ulaşılması için açık bir düzenleme sağlar.

              GOÜ’ deki kalkınma stratejisine gelince, onları dengeli ve dengesiz kalkınma stratejisi adlı iki ana yaklaşıma ayırmak için bazı girişimler olmuştur. Dengeli ve dengesiz büyüme arasındaki seçim, GOÜ’lerin ekonomik kalkınma teorisinde pek çok tartışma başlatmış olan konulardan birisidir. Bu kalkınma yaklaşımları hakkında, yaklaşımın çerçevesi, tanımı ve yorumuna ilişkin başlatılan tartışmalar olmuştur (Mathur, 1971, p.142).  bu tartışmalar genellikle iki yaklaşım arasında çatışma olduğu sonucuna ulaşırlar.

 A.1 DENGELİ BÜYÜME STRATEJİSİ

             Ekonomik kalkınma sorunu ile ilgili tartışmada, Nurkse (Nurkse, 1971, pp.115-127) GOÜ’de fakirlik kısır döngüsünün kırılmasında değerli bir fikir ileri sürdü. O, sermaye yeterliliğinin azgelişmişlik sorunun çözümünde temel faktör olduğunu iddia etti. Sermaye arzının düzeyi, tasarruf yapma istekliliği tarafından yönetilir, diğer taraftan, onun için talep (sermaye) yatırım teşvikleri tarafından yönetilir. Maalesef, GOÜ örneğinde, düşük reel gelir düzeyi küçük bir tasarruf kapasitesiyle sonuçlanacaktır, diğer taraftan, yatırım yapmanın çekiciliği, düşük reel gelir sonucu (ortaya çıkan) insanların küçük satın alma güçleri sebebiyle düşük olabilir. O halde, Açıkça, düşük bir üretim verimliliğini yansıtan düşük reel gelir düzeyi, çemberdeki genel noktadır. Açık olarak, fakirlik, kısmen, küçük tasarruf yapma kapasitesiyle olduğu kadar yatırım yapmak için küçük teşvikle de pozitif bağlantıya sahip olan yeterli sermayenin eksikliğine atfedilebilir.

             O, durgunluk çıkmazından kaçmak (uzak durmak) için, Pazar büyüklüğünün genişletilmesi ve yatırım teşvikleri yaratılması gerektiğini iddia etti. Nüfusun geliri durgunken üretim artarsa, ekonomik sektörler tarafından üretilmiş mallar ve hizmetler için yeterli pazar olmayacaktır. Bu şartlar altında, sermaye yoğun üretimden kaynaklanan verimlilik artışına, pazarın başlangıçtaki büyüklüğü tarafından engel olunabilir. O, sermayenin teknik verimliliğinin, piyasanın toplam büyüklüğünü genişletme ve bireysel yatırım teşviklerini artırma yoluyla sadece dengeli büyüme vasıtasıyla ekonomik açıdan gerçekleştirilebildiğini iddia etti.

             Dengeli büyüme kavramı,  ekonomilerini modernize etmek için benimsenmiş özel bir stratejiye başvuran pek çok GOÜ için özel bir anlama sahiptir. Dengeli büyüme stratejisinin başlangıç noktası, ekonomik durgunluk, ekonomik sektörler arasındaki gerilik ve dengesiz yapı, ürünler için düşük talep ve kısır döngünün GOÜ’ deki ekonomik kalkınma sürecine yönelik ana engeller olduğu bilgisidir. Tarım ve imalat sektörü arasındaki ilişkiler ekonomik büyüme için gerekli dengenin en açık ve en basit örneğini sağlar. Çiftçilerin kendi geçim ihtiyaçlarının üstünde bir yiyecek miktarını üretmede ehil olmadığı bir ülkede çok az umut vardır ya da üretilmiş mallar için yetersiz pazardan dolayı, endüstriyel sektörlerin tamamen kendi kendilerini inşa etmeleri için teşvik dahi yoktur. Zıt şekilde, ekonominin tarım dışı sektörleri gelişmemişse, tarımsal sektörü geliştirme çabaları, tarımsal ürünler için bir pazarın eksikliği tarafından engellenebilir. Bu tür durumlarla karşılaşılması halinde, özellikle, yurt içi ekonominin durgunluğunu kırmak için bir çabaya gereksinim duyulduğu iddia edilir (Timmermann, 1982, pp.172-172). Durgun ekonominin Pazar büyüklüğünün genişletilmesi, açıkça, mümkün ve sürekli ekonomik büyümeyi sürdürmek için gerekli şart olur. Çözümün, üretim sektörlerinin farklı kanallarında (hatlarında) destekleyici etkilerin eş zamanlı bir örneğini ortaya koymak amacıyla, çok sayıda sektöre, (yönelik) yatırımlar aracılığıyla dengeli bir kalkınma modeli olduğu görülmektedir. Kalkınmanın başlangıcında, nihai mallar için tamamlayıcı pazarların yaratılması, yatırım teşvikleri, tamamlayıcı yatırımlar ya da ithalatta sınırlama ve ihracatta genişleme yoluyla gerçekleştirilebilir.

             Dengeli büyüme kavramı, yatırıma yönelik piyasa teşvikleri yaratmak için, farklı sektörler arasındaki dengeli büyümenin gerekliliğini açıklamak maksadıyla Nurkse tarafından takdim edildi.  Bu serbest piyasa mekanizmasında tüm ekonominin büyümesini gerçekleştirmek için zorunludur(Nurkse, 1971, pp.115-127). Dengeli büyüme kavramının esas içeriği üç savdan oluşur: büyüme sürecini başlatma ihtiyacı ile nasıl ilişki kurulacağını saptama, sonraki kalkınman modeli ve dışsal ekonomilerin varlığının ima edilmesi. Daha önemlisi, dengeli büyüme yaklaşımı genellikle anahtar ya da öncü sektörlerde koyulan hedeflerle uyumludur (Chenery, 1961, p.41) ve darboğazlardan kaçınmaya yoğunlaşır ve emek ve sermaye arz ve talebini eşitlemeye çalışır. Dengeli büyüme doktrinine göre kıtlık ve darboğazların gelişmesi, ekonomik büyümenin ilerlemesini geciktirir. Kıtlıklar meselesinde, tüm gereksinim duyulan girdi miktarı hazır olarak mevcutsa, nihai üretimin çıktısı, mümkün olduğu kadar hızlı genişleyemez. Dengeli büyüme, uluslar arası ticarete yönelik artan engeller ve özellikle GOÜ’lerden gelen birincil ürünlerin ihracatında karşılaşılan güçlükler göz önüne alındığında gerekli olduğu düşünülen GOÜ’lerde daha büyük bir çeşitlendirmeyi başarmanın bir aracı olarak da düşünüldü.

             Dengeli büyüme stratejisine göre, durgun ekonomideki büyümeyi teşvik etmek için, yatırım, çok sayıda sektörde bir diğerinin çıktısına yönelik talep sağlayacak–ve böylece daha fazla yatırım için teşvik yaratacak- gelirin üretilmesi amacıyla eş zamanlı olarak başlatılmalıdır. Dengeli büyüme stratejisi ileriyi doğru bir büyüme momentumu yaratmak amacıyla, farklı sektörlerde, karşılıklı destekleyici yatırımların bir modelini kurmak yoluyla, büyümeyi hızlandırmak için bir araç olarak görülmelidir. Bu, yatırım teşviklerinin yaratılmasını amaçlayan dengeli büyüme yaklaşımının ana özelliği olmaktadır. Ekonominin farklı sektörleri arasında ciddi karşılıklı dayanışmanın (bağımlılık ilişkisinin) varlığının anlaşılması (durumunda), herhangi bir ayrım yapan yatırım yasasının, yatay ve dikey karşılıklı bağımlılıklarının tamamlayıcı etkisinin eksikliği sebebiyle, kendi kendine başarılı olmayacağı ileri sürülür. Açıkçası, bu fenomen, durgun ekonominin engellerinin aşılması ve daha dinamik bir kendini sürdüren büyüme sağlamada ana itiş faktörü olur. Yukarıdaki dengeli büyüme ihtiyacı düşüncesi, ülkelerin, faaliyetlerin geniş bir dizisinde eş anlı olarak ilerlemeyi başarması gerektiğini ve her hangi bir izole edilmiş (tekil) çabanın başarısızlığının olası olduğu sonucuna yol açar.

             Genişlemenin sonraki modeline gelince, O (Model), arz faktörlerinin önemi ve ürünlerin talebinin gelir elastikiyetiyle ilişkili olarak, meydana gelmesi gereken üretimin dikey yapısının altını çizer. Bunların altında yatan temel düşünce, ara ve nihai talep için çıktıların miktarının, onlar için talep ile aynı oranda büyümesi gerektiği ve böylelikle darboğazlardan kaçınmadır. Bununla birlikte, o, dengeli büyüme (koşulları) altında, sektörel çıktının aynı oranda büyüyecek olduğu anlamına gelmez. Gerçekte, üretimin sektörel büyümesi, bazı sektörlerin diğerlerinin büyüyebildiğinden daha hızlı büyüyebilmesi yüzünden, o sektör için talebin büyüme oranına daha fazla bağlıdır. Üretimin son aşamasında mallar için beklenen talep, genellikle, ayrı ayrı ürünler için talebin gelir elastikiyeti ile ilgili olarak daha spesifik olarak anlaşılabilir. Ara talep konusunda, özel bir ürünün talebindeki büyüme ve ulusal gelirin büyümesi arasında hiç güçlü ya da direkt bağlantı olmayabilir.  

              Dışsal ekonomilerin varlığına ilişkin olarak, GOÜ’ deki serbest piyasa mekanizmasının, yatırımların sosyal açıdan istenilir genişlik ve yönüne dair güvenilir bir yol gösterici olmadığı ima edilir. Çoğu durumda, yatırım kararları, büyük ölçüde, potansiyel karlı yatırımları yeterince yansıtmayan geçmiş fiyat trendleri ve kar marjları tarafından etkilenir. Bu yüzden, yatırımların mevcut karlılığı ve  onun sosyal istenebilirliği aracılığıyla yansıtılmış olan yatırım teşviki arasındaki fark hakkında kuşkular vardır. Durum, hükümet tarafından (gerçekleştirilecek) yatırım kararlarının merkezi bir koordinasyonu için ihtiyaç olduğu sonucuna yol açar. Merkezi olarak koordine edilmiş olan bu yatırım kararı, yüksek bir çıktı hızını devam ettirmek için ekonominin bütün sektörlerinde gerekli olan yatırımların eşzamanda olmasını sağlamak  amacıyla, dengeli büyüme doktrinin sonuçlarından biri olur.

                Dengeli büyüme stratejisi, farklı ekonomik kalkınma sorunları arasındaki karşılıklı bağımlılığın belirlenmesi için yararlı olan yapıcı bir düşünce sağlamıştır. O, hızlandırılmış ekonomik büyümenin, merkezi hükümet tarafından planlanmış ekonomiler ile uyumlu olabilen, eşanlı, koordine edilmiş yatırımlar aracılığıyla başarılabileceğini ileri sürer. Bundan dolayı, dengeli büyüme stratejisine dayalı bir kalkınma programı, büyük bir itiş gücüyle bütün ekonomik sektörlerin eşanlı teşviki aracılığıyla ideal biçimde tamamlanmalıdır. Bir büyük itiş teorisi, genellikle, dengeli büyüme stratejisi ile uyumludur ve bu doktrinin ana karakteristiğine atfedilir. Yine de GOÜ’ler tarafından karşılaşılan gerçek durumun dikkate alınması durumunda, büyük itiş yatırımları stratejisi daha az gerçekçidir ve bir kalkınma politikası olarak  kabul edilebilir olması için bazı düzenlemelere gereksinim duyar. Çoğu GOÜ’ de mevcut kaynakların en iyi şekilde kullanımını önleyen (bir durum olan) bazı gerekli şartların yokluğu sebebiyle, genel denge teorisi uygun şekilde işlemeyebilir. Durgun ekonomiyi eşanlı olan dinamik bir büyüme süreci yönünde değiştirmek için (gerekli) çabanın, çoğu GOÜ’ de, hala nadir olduğu düşünülen, sermaye, insan kaynakları ve teknoloji gibi kaynakların ciddi miktarını gerektirdiği hatırda tutulmalıdır. Gerekli sermaye mevcut olsa bile, süren sorun, dengeli büyüme stratejisinin işleme şartlarına cevap vermek için kurumsal altyapıları konusunda GOÜ’lerin hazırlığı ile ilgilidir.

               Dengeli büyüme stratejisi uygunsuz görünmektedir, hatta gerekli şartların eksikliği nedeniyle çoğu GOÜ açısından kabul edilebilir dahi olmayabilir. Ek olarak, GOÜ’lerin deneyimi, onların büyüme sürecinin büyük ölçüde dengesiz olduğu, bu yüzden dengeli büyüme teorisi ile uyumlu olmadığı (hakkında) daha fazla kanıt gösterir. Bu yüzden, tanımlama açısından, dengeli büyüme stratejisini uygulama kapasitesine sahip bir ülke GOÜ olmayan bir ülke olarak değerlendirilmelidir.

 A.2 DENGESİZ BÜYÜME STRATEJİSİ

                (Hirchman, 1958) GOÜ’lerdeki ekonomik kalkınmanın, daha çok, özellikle yatırım kararları konusunda, karar alma yeteneğinin eksikliği tarafından sınırlanmış olduğunu ve bu yüzden, uygun yatırım stratejisinin, o halde, teşvik edilen yatırım kararlarına dayanacağını ileri sürdü. Onun düşüncesi, daha dengeli bir yapıya sahip olan ekonomik duruma varmak için, dengesiz bir kalkınma stratejisi aracılığıyla çalıştırıldı. Dengeli büyüme stratejisinden farklı olarak, O, çoğu GOÜ örneğinde, kalkınma için gerekli kaynakların mevcut olmaması sebebiyle, bütün ekonomik sektörlerde, yatırımların eş zamanlı olarak yapılamaz olduğunu savundu. Sektörler arası bağımlılıkların dikkate alınması (durumunda),  bütün ekonominin daha fazla büyümesini teşvik etmek için, yüksek potansiyeli olan bir sektöre öncelik vererek, dengesiz büyüme stratejisi şeklinde, zıt yönde kalkınmanın gerçekleştirilmesi ihtiyacını savundu. Belirli sektörün büyümesindeki hızlı ilerlemeye, bilindiği gibi, bazı sektörlerde -:ileriye gidenler  - geniş arzın ve diğer sektörlerdeki -: geride kalanlar- kıtlıkların ortaya çıkması şeklindeki dengesizlikler aracılığıyla eşlik edilir. Kıtlıklar, ayrı ayrı sektörlerde yatırım cazibesi yaratmada önemli bir rol oynayan dengesiz büyümenin önemli bir karakteristiği olarak dikkate alınır. Güçlü Pazar sinyalleri ile karşılaşmış olan yerel işadamları ya kıt ürünleri arz etmek ya da geniş arzı olan ürünlerden faydalanmak için yatırım yapmaya teşvik edilecektir.

                Açık olarak, dengesiz büyüme stratejisi, ürünlerin geniş miktarı ya da kıtlığına bir tepki olarak, geliştirmek amacıyla sektörler arasında seçim ya da öncelik belirlemesi gerekliliğini ima eder. Bu konuya ilişkin olarak, sektörler arası bağlantı ve ekonomik kalkınma arasındaki bağları vurgulayan bağlantı katsayıları kavramı, yatırım kararlarında öncelik tayini için bir dayanak olarak sunulur. Ekonomik sektörler arasındaki bağlantı katsayılarının, özel bir sektörde yoğunlaşan yatırımlar veya diğer benzer faaliyetler için iyi bir neden sağladığını iddia ederek, Hirchman, teşvik edici daha fazla ekonomik faaliyet için bir kaynak olarak, farklı ekonomik sektörler arasında dengesizliğin yaratılması gerekliliğini ileri sürer. Kavram, yatırım ya da yatırımların yoğunlaştırılması gereken sektör için bir dayanak sağlar. Anahtar sektördeki (güçlü bağlantı katsayısı olanlar) yatırım politikası vasıtasıyla, O(bağlantı katsayıları), diğer sektörlerdeki faaliyetleri teşvik etmeye yardım edecek ve böylece tüm ekonominin büyümesini maksimize etme yönünde katkı sağlayacaktır. Bir kez kalkınma için potansiyel alanlar seçildikten sonra, ardından, başta girdi-çıktı ilişkilerine yansımış olan çok sayıda girdi için yeni talep yaratma (olmak üzere), daha iyi sonuçlar için, mevcut kaynaklar bu sektörlerde daha fazla yoğunlaştırılmalıdır. Bununla birlikte, büyümenin öncü sektörü olarak saptanmış öncü sektörünün seçiminin, büyük ölçüde, belirlenmiş kalkınma amaçları, gerekli kaynakların elverişliliği, ve diğer bazı faktörlerin varlığına bağımlı olduğu belirtilmelidir.

            Hirschman’ın stratejisi, kesinlikle eşitsiz sektörel büyüme oranlarını ima eder, bununla birlikte, O, basitçe, farklı sektörlerin farklı oranlarda büyüdüğü ama (aynı zamanda) yatırım kararlarını teşvik eden sürekli bir dengesizlik tarafından karakterize edilen, sürekli bir büyüme süreci olduğu anlamına da gelmez. İleriye ve geriye doğru bağlantı katsayıları düşüncesi, öncelikle üretimin daha önceki ve sonraki aşamalarında  yatırımın birinin ihmal edilmiş etkilerini meydana çıkarır. Dengesiz büyüme doktrini ürün genişlemesi için, uyarıcı üretim üzerine yoğunlaşır. Bununla birlikte O(Dengesiz büyüme doktrini), belirli ürünlerin kıtlığı tarafından yaratılmış olan monopol kazançlarını maksimize eden gelirler kazanmaya yol açabilen dengesizlik tarafından ortaya çıkarılmış engelleri, ihmal etmeye ya da minimize etmeye eğilimlidir. GOÜ örneğinde, dengesiz büyüme stratejisi, ekonominin aşırı büyümesine engel olabilen daha yüksek bir ekonomik yoğunlaşma ile de sonuçlanabilir. Yine de dengesizliğin bir dereceye kadar arzulanan davranışları yaratması sebebiyle, cevaplanmak için can alıcı soru, bütün ekonominin büyümesini hızlandırmak için, optimal dengesizlik derecesinin nerede ve ne kadar olduğu hakkındadır ( Meier, 1964, pp.259-260).

             Dengeli büyüme doktrinine karşın, dengesiz büyüme stratejisi kıtlıkların, teşvik mekanizmaları ve karar alma yeteneği üzerinde maksimum güveni doğurması ve böylece faktörlerin kullanımını minimize etmesinden dolayı, dengesizliğin yaratılması için uygun olan darboğazların gelişmesini dikkate alır. Belirli ürünler ya da malların kıtlığı ortaya çıkarsa, O, söz konusu malların fiyatlarını artıracak ve bu yüzden, bazı girişimcilerin yatırım yapmasını otomatikman teşvik edecek olan söz konusu sektördeki yatırımların karlılığını artıracaktır. Mevcut kaynakların, seçilmiş sektörlere daha fazla yoğunlaştığı dengesiz büyüme stratejisini benimsemek için ana argümanlar iki kategoride nitelenebilir. İlki, GOÜ’ de büyük, eşanlı ve koordine edilmiş yatırımların tüm ekonomik sektörlerde ortaya çıkmasına olanak tanımak için kaynakların yetersiz olduğu ve bu sebeple potansiyel olarak tüm ekonominin en etkin ve en yüksek büyümesini sağlayan sektörde  yatırım faaliyetlerine öncelik vermenin iyi olduğunu iddia eder. İkincisi “anahtar” olarak adlandırılan sektöre yoğunlaşan kaynaklar aracılığıyla (ortaya çıkan), büyük ölçekli üretim sayesinde ölçek ekonomilerini kullanmanın üstünlüklerine yoğunlaşır. Bu koşullar altında, bir politika, etkin bir şekilde sınırlı kaynakları kullanan ve bu durumda bağlantı katsayıları vasıtasıyla ekonominin kalanına büyümeyi yayan öncü sektörün bulunduğu bir yatırım stratejisinin seçimi yönünde düzenlenmelidir.

               Marthur, bu iki ana akım arasındaki farka ilişkin farklı bir görüşe sahiptir. O, iki yaklaşım arasında karşılıklı bir çatışmaya gerek olmadığını ve optimum bir kalkınma stratejisinin dengesiz büyümenin olduğu kadar dengelinin (büyümenin) bazı unsurlarını birleştirmek yoluyla elde edilebileceğini ileri sürer ( Marthur, in: Mountjoy, 1971, pp.142ff.). Yine de büyüme düzeyi farkları, kaynaklar ve ekonomik sorunların yaygınlığı nedeniyle, genellikle, her GOÜ için doğru ve kabul edilebilir tek bir başarılı kalkınma stratejisi olmadığı belirtilmelidir.

A. 3 İKİLİ BİR EKONOMİNİN KALKINMA STRATEJİSİ

                Bir GOÜ, sektörlerin iki asimetrik grubunun birlikte varlığını (hem üretim hem de organizasyonel karakter konusunda geleneksel ve modern) gösteren bir fenomen olan, düalizm (ikilik) tarafından karakterize edilir. Ekonomideki düalizm, öncelikle, emek, üretim ve sermaye piyasalarının çarpıklığının bir sonucu olarak, bu iki sektör arasında teknoloji, katma değer, verimlilik, sermaye-emek oranı ve ortalama emek ücretindeki büyük farklılıklar yoluyla yansıtılır (Heller, in: Sohn, 1986, pp.327-339). Geçimlik tarımsal sektör , teknolojik olarak gelenekseldir, toprak ve sermayeye nispeten yüksek oranlı emek içeren, basit üretim yöntemi kullanır ve çok düşük bir emek verimliliği üretir (ortaya çıkarır). Diğer taraftan, endüstriyel sektörler, gerçekte, toprak gerektirmez, ama göreli olarak modern hatta ileri üretim teknolojisi kullanır ve bu yüzden yüksek verimlilik barındıran kar motifi aracılığıyla devam eden (bir yapıya sahip olan) daha sermaye yoğundur. Ekonomik ve sosyal organizasyon konusunda bu iki sektör önemli ölçüde farklıdır. Tarım çoğunlukla aile mülküdür ve sanayi, genellikle, özel ya da kamusal olarak sahiplenilmiştir.  Nihayet, tarımsal olmayan faaliyetler göreli olarak kent alanlarında ortaya çıkarken, tarımda çalışan nüfusun önemli kısmının dağınık alanlarda yaşadığı mekansal ve toplumsal organizasyonlarda fark vardır (Ranis, ,in: Chenery and Srinivason (eds), 1988, p.74). düalizmin, istihdam modeli üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu ve istihdam modeliyle nasıl ilişkili olduğunu hesaba katmak önemlidir (Meier, 1964, pp.48-49). Bu faktörün hali hazırda eksik istihdam edilmiş ve işsiz insanlar için eşit istihdam olanakları üretme problemine ciddi bir çözüm bulma yönündeki başlıca çabalarda vurgulanması oldukça önemlidir. Eksik istihdam, yaygın şekilde, emek güçlerinin nüfus büyümesi ile aynı hızda (oranda) sürekli arttığı yoğun nüfuslu GOÜ’lerin baskın bir özelliği olur. Emek miktarının geleneksel sektörde artışının sürmesi nedeniyle, başlangıçta, tarıma daha fazla toprak ayırmak mümkün olabilir. Ama eninde sonunda, toprağın göreli olarak kıt ve emeğin artan şekilde bol olması sebebiyle, üretim süreci her zaman daha emek yoğundur ve geleneksel sektörde daha yoğun emek oranına doğru hareket için teşvik olmayacağını ima eder. Bu durum istenmeyen eksik istihdamı yaratır ve geleneksel sektörlerde, emeğin düşük verimliliği ve çok düşük hatta sıfır olan marjinal verimliliği tarafından ortaya konan bir emek fazlalığını üretir (Lewis, 1954, pp.141-142).  Sonuç olarak, endüstriyel mallar üreten modern sektör geleneksel sektörden daha yüksek bir ücret sunarsa, işçilerin, geleneksel sektörden modern sektöre doğru bir hareketi olacaktır. İdeal olarak, modern sektör, tarımsal sektörde fazla işsizlik olmayıncaya kadar büyümeyi sürdürmelidir. Maalesef, sonraki teknolojik süreç, modern sektörde daha sermaye yoğun tekniklerini destekler ve nitekim bu sektörlerdeki yaygın faaliyetler tarafından doğrudan üretilmiş olan istihdamın da minimum olduğunu ima eder.

               Çoğu GOÜ için, imalat çok küçük bir payla başlar fakat, her zaman çok hızlı genişliyorken, aynı zamanda tarım hem üretim hem de istihdam da azalan fakat çok geniş bir pay oluşturur. Sonuç olarak, basitçe, onun tüm ekonomideki payının azalması sebebiyle, GOÜ’lerin ekonomisi için tarımsal kalkınmanın önemsiz olduğu şeklinde yaygın bir yanlış düşünce olmuştur. Gerçekten tarımsal ürünler hala hem kırsal hem de kentsel alanlar için tüketimin temel bir unsurudur ve bu sektör kırsal istihdamın sağlanması ve gelirin nüfus arasında dağılmasında önemli bir rol de oynar. Tarım kalkınmanın ilk aşamasında, GOÜ ekonomilerinde hem istihdam hem de çıktı üretimi konusunda baskınlık göstermesi sebebiyle, onun gelişmesi tüm ekonomin daha fazla gelişmesi için gerekli koşul olur. Bu arada, tarımsal sektörün kalkınma süreci boyunca uygun bir politika gerektirdiği  konusunda kuşku yoktur.

               Özellikle GOÜ için, ikili ekonomik model, analiz edilen ekonomi tipinin yansıyan birkaç hayati ekonomik ve sosyal  ayrımı nedeniyle, ikili ekonomi modeli kalkınma sorunlarının anlaşılması için toplulaştırılmış bir modelden önemli ölçüde daha iyi bir anlayış sağlar. Bu iki sınıf sektörün birlikte varlığına izin veren bir kalkınma politikası ihtiyacını da ima eden ulusal kalkınma için kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç duyulur(Heller, 1986, p.328).  GOÜ için, teşvik edilen tarımsal sektörde daha önceki başarı olmaksızın, endüstriyel kalkınmanın başarılması mümkün olmayabilecektir ve bu daha açık biçimde endüstriyel ve tarımsal sektörün paralel gelişmesi ihtiyacının önemini ortaya koyar.GOÜ’ de bir kalkınma politikasının bu ekonomik yapıların kabulü ve bu ekonomik yapıların üstünlüklerinde yararlanma (kısıtı) altında dizayn edilmesi daha iyidir.  İkili kalkınma stratejisi kavramı, kalkınma başarısını normatif tanımlama sorunu kadar tarımsal ve tarımsal olmayan sektörler arasındaki bağlantı katsayılarını dikkate almak yoluyla bütün ekonominin performansını artırmaya da yoğunlaşır.

               Özel olarak ekonominin ikili yapısıyla ilişkili olan ikili kalkınma stratejisi, üretim çeşitliliğini, verimliliği artırarak – ve böylece ekonomik büyümeyi sürdürerek- kırsal işsizliğe daha ümit verici ve kapsamlı bir çözüm sunar. İkili kalkınma stratejisi, Önceki kalkınma yaklaşımlarına karşın, hem modern hem de geleneksel sektörlerin kalkınmasının birleşmesini (bütünleşmesini) içerir ve bu daha açık şekilde, başarılı bir uygulama için, birleşik (bütünleşik) bir stratejiyi gerektirir. Bu nedenle, ikili ekonomilerin kalkınma stratejilerinin kalbi (can alıcı noktası), tarımsal olmayan sektörlerin kalkınmasını finanse etmek amacıyla, tarımsal sektörün yeterli büyüklükte tarımsal fazla üretme yeteneğinin üretileceği (yönetileceği) meselesidir. Eş zamanlı olarak, bu tarımsal fazla ve yatırıma dönüştürülmüş karlar aracılığıyla finanse edilmiş olan tarım dışı sektörler, tarımsal sektörde serbest kalan emek güçlerini absorbe etmek için yeterince hızlı büyümelidir. bu ikili kalkınma stratejisi, bu durumun anlaşılması vasıtasıyla, çoğu GOÜ tarafından karşılaşılan sorunları çözmek için basit bir formülüzasyon sunar.

               İkili kalkınma stratejisi salt, hem geleneksel hem de modern sektörlerin katkısını yeniden değerlendirmez, aynı zamanda o, farklı ekonomik sektörlerin ekonomik çevredeki değişimlere uyum sağlama yolları ile de ilgilenir. Modern bir ekonomiye geçiş, imalat ve hizmetlere nispetle tarımsal azalma gibi, katma değer konusundaki veya tarımsal sektörden tarımsal olmayan sektöre emek (hareketi) konusundaki yapısal değişme sayesinde başarılabilir. (Ranis, 1954, pp.74-75). Geleneksel tarımsal sektörün baskın olduğu bir ekonomide, en ciddi sorunlar, tarımsal verimlilik, nüfusun gelirinin nasıl artacağı ve bu sektörden emek hareketinin nasıl kolaylaştırılacağı olabilir.

                Ranis (Ranis, in: Degregori, 1989, pp.73-92), pazara uygun ve kapitalist imalat sektörünün genişlediği – ve böylece, tarımsal sektörden serbest kalmış emeği absorbe eden- ikili ekonomi modelini dikkatle inceledi. Tanım bakımından, kalkınma, başlıca, tarım sektöründen imalat ve hizmet sektörüne doğru olan hem üretim hem de istihdam konusundaki yapısal değişimi kapsar. İstihdam konusunda, O,  yüksek karlara tepki şeklinde, tarım sektöründen tarım dışı sektörlere doğru tek yönlü bir emek hareketi tarafından karakterize edilir. Tarımsal kalkınmanın anahtar (temel) önemi, tarımsal sektördeki çıktının düzeyi azalmaksızın tarımdan çok sayıda işçinin serbest bırakılmasını mümkün kılan tarımsal verimlilikteki artıştır. Açık olarak, tarımsal sektördeki emeğin marjinal verimliliği çok düşük hatta sıfırsa, bu sektörlerden hareket eden (ayrılan) emek, her bir sektörün çıktısı üzerinde, çok küçük bir etkiye sahip olacaktır.

                   Olgun bir ekonomi olma sürecine gitmek zorunda olan bir ekonomi için, ekonomik kalkınmanın belirli bir aşaması vardır. Bu anlamda, ekonomik kalkınma, genel olarak, sanayileşme yoluyla ekonomik sektörlerin modernizasyonu ile tanımlıdır. Bununla birlikte, kalkınmanın başlangıcında, sanayileşme sürecinin başarısının açıkça, tarımsal kalkınmanın üstünlük ve performansına bağımlı olduğu belirtilmelidir. Tarımsal ve endüstriyel büyüme arasındaki güçlü bağlar sebebiyle, birisi tarımın durgun olduğu bir ekonomide, anlamlı bir ekonomik büyüme bekleyemez (Lewis, 1954, p.433). Bu görüş açısından, tarımsal verimliliğin artması, sanayi ve hizmet sektörlerinin kalkınması için, gerekli bir koşuldur. İkili ekonomik kalkınma programının başarısı, ürünlerin ve hizmetlerin talebini yeterli kılmak için büyük potansiyel kaynakların kullanımına ve emek ve girişimcilikle ilgili potansiyelin kullanımına bağlıdır.  Geleneksel sektörlerin tedrici modernizasyonu, verimli faaliyetlerin gelişmesi, uygun teknolojilerin kullanımı, gelir eşitsizliğinin azaltılması ve bölgesel eşitsizlik kalkınma sürecini karakterize eder. Düalizmin sonu daha verimli tarım dışı sektörlere bol emek arzının yeniden tahsisi (aktarılması) başarılı olduğunda vuku bulur.

 

KAYNAK

Sudaryanto, “A Fuzzy Multi-Attribute Decision Making Approach for The Identification of The Key Sectors of An Economy: The Case of Indonesia”,2003, p.24-40.

 


 

Yorum Yaz